26 Ocak 2010 Salı
BİR BECERİKSİZİN ANATOMİSİ
Bu bi beceriksizlik manifestosudur.
Anlayana.
FIRANKENŞITAYN’I LİHTENŞITAYN’DA GEZERKEN GÖRDÜM
Ama beni yanında istemedi. Halbuki şimdiki halinde olmasında benimde hatrı sayılır bi payım vardı. Neyse dedim içimden. Zamane gençleri böle diye avundum. Lakin çok istiyodum sormayı bu yaban ellerde napıyo diye. Beni görmezden gelince bende kenara çekildim. Usul usul izledim onu. Büyümüştü kereta. Duygulandım. Bi yandan da düşünüyodum. Ben burda napıyodum? Ne işim vardı? Hadi o gençti gezecekti tabi. Göreckti. Öğrenecekti. Oysa benden geçmişti artık. Unumu eleyip eleğimi asmıştım tabiri caizse. Ama sonuçta burdaydım.
Fazla soru sormanın alemi yoktu.
Dar sokaklarda dolaşıyodu. Sanki ürkekliği gitmişti. Eskiden çok utangaçtı oysa. Nasılda büyüyolar dimi? İnanmak güç. Bana geldiğinde çok ufak değildi. Bazı şeyleri biliyodu. Hatta aşinaydı. Ama bazı şeylere de çok yabancı. Ama çok inançlıydı. Hırslı, heyecanlıydı. Gelecekte iyi olacaktı. Başarılı ve azimli. İlk görüşte anlamıştım bunu.
Arkasından giderken daha iyi farketmiştim şimdi. Artık bana ihtiyacı yoktu. Gururlandım birden. Ki fazla yaşamam bu duyguyu. Tamam o zaman dedim o sağa ben sola dönerken çatal yolda. Görevlerimiz tamamlanmıştı. Onu da tebrik ettim kendimide. İyi şanslar diledim içimden. Gerçi ihtiyacı yoktu.Hiç bakmadım arkasından giderken. O da bakmadı zaten. Kendinden emindi.
Ben ise hala neden orda olduğumu düşünmeye başlamıştım çoktan.
ARKADAŞIM PRENSİPLERİMİZ OLSUN DİMİ? – 3
1. Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma.
2. Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev.
3. Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü.
4. Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma.
5. Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek.
Bu yukardakiler "iş" kelimesinin bi kaç Türkçe karşılığı. Ben de bunları madde madde incelemek istiyorum.
İlk önce birinci maddeye bakalım. Ne diyo: " Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma. " Şimdi basit şekilde irdelersek, evimizde yada herhangi biyerde tuvaleti kullanırken amacımız bi sonuç etmekse ve ortaya herhangi bi şey koyuyorsak ve güç harcıyorsak ki harcanılan güç göz ardı edilemez, ve o esnada elimize de bi gazete yada dergi alarak bunu bi etkinliğe çevirebiliyosak; günde en az bi kez yaptığımız bu şeyin bi numaralı tanıma girdiğine dair hem fikir olabiliriz sanırım. Ve hatırlatmak isterim bu "iş" kelimesinin tanımıdır.
Gelelim ikinci maddeye. Ne diyo: " Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev. " Hepimiz gün içersinde yüzlerce belkide binlerce istekle karşılaşıyoruz. Bizden doğduğumuzdan beri hep bişiler isteniliyo. Bakkala gitmemiz isteniyo, evde büyüklerimiz tarafından su isteniyo ve bunun gibi milyonlarca şey. Takdir edersiniz ki bunların hepsi hizmet kategorisne giriyo. Dahası ilkokulda lisede filan okurken kitap kolu filan olup sınıftaki envarteri tutma yada spor kolu olup para toplama görevi veriliyordu. Sonuç olarak bu güne kadar hepmizin en az bi kere hizmet etmişliğimiz yada bi göreve verildiğimiz konusunda hem fikir olabiliriz sanırım. Ve hatırlatmak isterim bu "iş" kelimesinin tanımıdır.
Üçüncü madde bize ne diyo: " Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü. " Peki biz bu ekonomik bütünlğün içinde yer alıyormuyuz? Elbette. Sanayi diyince aklımıza gelen ilk şey elektriktir. E biz bunu kullanıyoruz. Ticaret alım-satım olayıdır. Satamasakta alıyoruz. Tarım ülkesinde yaşıyoruz. Hergün sebze meyve yiyoruz. Maliye deseniz yıllarca hepimiz vergi iade zarflerı yazmadık mı? Az çok bu konuda bilgiliyiz. Ekonomik bütünlüğün içinde yer aldığımız konusunda hem fikir olabiliriz sanırım. Ve hatırlatmak isterim bu "iş" kelimesinin tanımıdır.
Bence en değişik tanımı barındıran dördüncü madde ne diyo: "Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma." Yaşadığı yere saygı duyan insan kalktığı zaman yatağını toplar, akşam bulaşığını çamaşırını yıkar ve yaşamak için yemeğini yer suyunu içer ve bunu hergün yapar. Sanırım dördüncü maddeyi tartışmaya gerek olmadığı konusunda hem fikir olabiliriz sanırım. Ve hatırlatmak isterim bu "iş" kelimesinin tanımıdır.
Son olarak beşinci madde ne diyo: " Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek. " İşte kız verilmemesine sebep olan madde bu. Toplumun bahsettiği "iş"in tanımı bu. Fakat beş tane iş tanımın dördünü yani yüzde seksenini gerçekleştiriyoruz. Yani hemen hemen hepimiz işe yarayan insanlarız. Ki bu bizi "iş" sahibi olmamızın çok zor olmadığını gösteriyo.
O zaman neyi anlıyoruz? Toplumun bizden "iş" değilde daha farklı tanımlar ve sıfatlar beklediğini.
Bende diyorum ki bütün bunların üstüne; koy g*tüne rahvan gitsin. Baksana koskoca devletin sözlüğünün dediğinin yüzde seksenini yapıyoruz yüzde yirmiside başkası yapsın dimi. :)
AFRİKA’DA MAYMUNLARLA YAŞAMAK
Aslında benim niyetim facebook hakkında bişiler yazmak. Ne menem bişidir bu facebook. İşte böle yazılar yazdığımız, yıllardır görmediğimiz arkadaşlarımızı bulduğumuz, yıllardır gördüğümüz arkadaşlarımızla çete savaşları yada poker gibi gereksiz ve saçma işlerle uğraştığımız, manitacılık yaptığımız, kendimizi teşhir ettiğimiz, kendimizi kaybettiğimiz, yanlış hatırlamıyosam aralarında Bill Gates'inde bulunduğu süpersonik beyinli adamlara milyarlarca dolar kazandırdığımız, ecnebi insanlarla kontak kurduğumuz, giriş sayfasında yazdığı gibi hayatımızda olup bitenleri paylaşarak dünyamızı tanıdıklarımıza açmamızı ve onlarla iletişim halinde kalmamızı sağlayan internetin alemet-i farikasıdır.
Maymun: Küçük ila orta cüsseli, genellikle uzun kuyruklu, çoğunluğu ağaçta ve tropik ormanlarda yaşayan primat.
Peki noldu da biz hepimiz kendimizi burda bulduk? Yaratılışımızdan dolayı burdayız bence. Çünkü insan ilk önce merak eder.Bizde merak ettik. Kimler var diye, napıyo bu insanlar diye, şansımız yaver gidermi diye, bakalım ne zaman patlıcak diye merak ettik.
Bu kötü bişey değil elbette ama bağımlılık yaratıyo insanda. Kalkar kalkmaz bakıyosun filan. Ama belli bi müddetten sonra sıkıyo. Ya aradığımızı bulamamaktan, umduğumuz gibi gitmediğinden yada harbiden sıkmaya başladığı için.
Bi de şu açıdan bakmak gerek. Pek çok insanın vaktini geçirdiği bi uğraş oldu facebook. Yanlız buna da paranoyak açıdan bakıp komplo teorisyeni gibi yaklaşırsak, dünyanın süper güçlerinin(ki bu ABD oluyo) insanları mallaştırmak ve bilgilerini elinde bulundurmak için yaptırmış olduğunun kanısada varabiliriz. Ama bu siteden faydalanmış, nemalanmış, bi manita yapmış arkadaş da koyayım amerikaya ben makarama bakarım der ki çokta güzel der. Haklı olur. Kimsede bişi diyemez. Çünkü amaç belli. Hepimizinde ayrı ayrı olsa da biz biliyoruz niyetimizi.
Pimatlar Yeni Dünya maymunları ve Eski Dünya maymunları olmak üzere iki gruba ayrılırlar.
Aynı zamanda da için için bu facebook'u yapan insanlara çok saygı duyuyorum. Adamlar kendi arkadaşlarıyla bi ağ oluşturmak için kurmuşlar bu siteyi. İki kişi bunlar. Mesela photoshop'ta böle. İki arkadaş kendi resimlerini depolamak ve üstlerinde oynamak istemişler. Bunun için tutup program yazmışlar. Biz iki kişi bi araya geldik mi Winning Eleven oynarız. Üç kişi olduk mu ihale atarız. Dört kişi oldukmu da içeriz. Sonra da adamlar için ipnelere bak oturdukları yerden site yapmışlar paraya para demiyolar derler. Adamı sopaylan döverler vallah.
Bu hizmet iyimidir değilmidir onla alakalı bişey diyemicem. Ama ekmeğini yiyen çok. Başında vakit geçirmekten keyif alanda. Ben de mesala hergün en az beş dakka filan bakıyorum. İnsanların doğum günlerini filan görüyorum, iyi oluyo. Yani benim için iyi bişey.
Umarım herkes içinde iyidir.
İyi güzeldir.
Güzel muhteşemdir.
O zaman muhteşem eğlenceler herkese.
Maymunlar oldukça meraklı hayvanlardır. Yüksekte bulunan bir yiyeceğe ulaşmak için birkaç eşyayı üst üste koymayı akıl edebilirler.
SÜPER KAHRAMANLARIN HASI BATMAN’DİR
Batman -yani nev-i şahsına münasır insan Bruce Wayne- süper güçlere sahip değildir. Yanlış okumadınız. Süper bi gücü yoktur. Ama en kral süper kahramandır. Niye mi? Hikaye şöyle: Bruce'un anne babası bi soyguncu tarafından öldürülür. Ki anne-baba Wayne Gotham şehrinin en sevilen en sayılan insanlarındandırlar. Bruce daha ufaktır. Zaten geçmişte su kuyusuna düştüğünde yarasaların saldırısına uğradından dolayı bir takım mental sıkıntıları vardır. Aradan yıllar geçer. Bruce babasının çok sevdiği şehrin artık pislik içinde olduğunu ve mafyanın eşşeğin kulağına su kaçırdığını görür. Bunun üzerine şuçluları tanımaya çalışır ve kendini eğitmeye başlar. Alfred'in ve inanılmaz fazla olan parasının sayesinde Gotham'a yardım etmeye başlar. Anladığınız üzere Bruce Wayne kahraman olmayı seçmiştir. Ve olurken de korkularının üstüne gitmiştir. Yarasa olmuştur. Batman olmuştur.
Eğer karşılaştırma yapcak olursak Örümcek Adam'a bakalım. Peter Parker denilen zat aslında ineğin önde gidenidir. Mary Jane'e onu sevdiğini söyleyemecek kadar korkak, J.J. Jameson'a satacağı 3-5 dolarlık resim için yalakalık yapan karaktersiz, şahsiyetsiz bi insan evladıdır. Kankası Harry ile olan mevzulara hiç girmiyorum bile.
Peki nası süper kahraman olmuş bu arkadışımız? Bi gün bunun üniversiteden bi hocası -ki daha sonra bu hocada timsaha filan dönüşüyodu. Tek kolu yok bunun.- şimdi adını hatırlayamadığım genetikle oynıyan bi zamazingo icat etmiş. Bu alet üzerinde deney yaparken bi gün, bi örümcek ışının içine dalıyo. Sonra da ordan çıkıp gidiyo bu radyoaktif mahlukat Peter Parker'ı bulup ısırıyo. Ya tamamen tesadüf. Bu sizde olablirdiniz, bende, Harry Potter'da. Allahtan örümcek giriyo ışına. Sinek, bit, pire filan girse tam felaket. Tamamen rezalet.
Bruce Wayne her zaman karizma olmuştur. Gezmesini tozmasını iyi bilir. Hayır işleri yapar bi yandan şehri korurken. Hemde öle uzaylılardan yada DNA'sı bozulmuş insanlardan yada mutantlardan değil. Hep geçmişte acı çekmiş, haksızlığa uğramış, ruhsal dengesi bozulmuş saçmasapan adamlarla uğraşmıştır Gotham'da.
Mutant demişken X-Men'e saygım büyüktür. Ama onlarda da hep böle bi politik hava var. Ondan dolayı haz etmiyorum ben biraz. Biz hep yanlış anlaşıldık, hepimiz kötü değiliz falan filan, biz azınlıktayız bizi ezen sizlersiniz gibi şeyler. Zaten çizgi romanın çıkış hikayeside bi ayrı sinir bozucu bi olay. Neyse girmiyorum oraya .
Bu arada Superman olayına hiç değinmiyorum. Adam insan değil bi kere. Taştan filan korkuyo. Büyük saçmalık.
Batman'i yukarda saydığım diğer süper kahramanlardan ayıran en büyük özelliği; onlar gibi süper güçlerle doğmamış olmasıdır. Onlar mecbur kalmıştır. Ama Batman kendi seçmiştir kahraman olmayı.
Ayrıca Peter Parker çöplük gibi bi evde, X-Men'deki mutantlar tecrit halinde yaşar. Superman zaten hep havadadır. Hiç bi filmde, çizgi filmde yada çizgi romanda evini görmedim. Ama Bruce Wayne malikanede yaşar. Yüz odası vardır. İstese ordan sıkıldımı gider kendisine otel satın alır. Kızar bi tane daha alır. Böyle bi adamdır o.
Bok gibi para harcayıp, Alp'ler de kayak yapmak yada Monte Carlo'da kumar oynamak varken, o yaşadığı ve sevdiği şehri korumayı tercih etmiştir. Bir kere gık dememiştir. Işığı yakmışlardır. O gitmiştir. En kalenderi, en karizması odur. Rastgele kahraman olmamıştır. Dedim ya süper kahramanların hası Kara Şovalye'dir. Diğerleri küçük kahramanlardır :)
ARKADAŞIM PRENSİPLERİMİZ OLSUN DİMİ? – 2
Ya rüyanın uyanır uyanmaz üstümüzde bıraktığı yaşanmışlık hissi ve nerde olduğumuzu anlayamamız. Nerde olduğunu bilmemek delirtici bişey. Bi saniyeliğine olsa bile. Yemin ediyorum insanı ruh hastası yapan bu içinden çıkamadığımız bi saniyeler.
Bi de rüyaların bana kattığı fesatlık ve kıskançlık duygusu var. Birine bişi anlatırsınız yada bi olay olur onu, "Ben rüyamda görmüştüm biliyomusun." der. (Genellikle bunlar ananeler dedeler filan olur. Çoğunlukla ananeler olur. He soracaksınız bundan dolayı insan kıskanılır mı? Hele hele yaşlılar. E napıyım bana da olsun, benimde içime doğsun bişiler istiyorum.) Ya da gördükleri herşeyin kitaplarda tabiri vardır yada düzgün, insana huzur veren deniz yunus gibi şeylerdir gördükleri. Benim gördüklerimin ne manası var ne de huzur veriyo. Haliyle rüyada Pamela Anderson'la Rizeye seyahat ettiğimi görünce "noluyo lan!" diyorum kendime. Harbiden sıyırıyorum diye çok korkuyorum.
Ama bide şöyle bişey var. (Kendimlen çelişmediğim gün dişimi kırcam yemin ediyorum.) Rüya görmeyi istememe olayını genellemek, herkese yaymak doğru olmayabilir. Rüya görmekten keyif alan yada faydalanan (Rüyadan insan nasıl bi çıkar sağlayabilir valla bilmiyorum.) insanlar vardır elbet. Onlar gelip heyecanla anlatırlar gördüklerini. Çünkü gördükleri şeyde cevap ararlar. Meraklanırlar. Çünkü gördükleri şey normaldir. Anlatılabilirdir. Ama benim gibi en uçuk bilimkurgu ve absürd komedi filmlerinde yaşar gibi yada on numara bi şizofrenin hayallerinde yaşar gibi yada Kafka'nın Gregor'u olur gibi rüyalar gören insanlar için anlatacak bişey yoktur. Çünkü hem boştur hem de huzursuz edicidir.
Bende bunların üstüne diyorum ki rüya görmeyi bırakıyorum.Size ne kadar saçma gelip gelmediği umrumda değil. Bırakıyorum.
Herkese iyi uykular.
Tatlı rüyalar.
Tabi yerseniz. :)
ARKADAŞIM PRENSİPLERİMİZ OLSUN DİMİ?
Aslında düz yazı olayını pek beceremem, çokta haz etmem. Şimdi bu yazıda bi dünya imla hatasıda çıkar ben umursaymıyım o da ayrı.
Ama bu gece yazmak istedim. Çünkü bi yandan müzik çaların sol kulaklılığını sol kulağıma takıp -dedim ya pek beceremiyorum ben bu düz yazı işini-Metallica'nın son albümünü dinleyip, bi yandan da Bones dizisini izliyodum. Kafamdaki binlerce hayalden biri olan ve çok uzun zamandır da unuttuğum antropolog olma arzum depreşti. Üzüldüm kayıtsızca. Hiç iplemedim kendimi. Ama asıl mevzu bu değil.Dizinin bu bölümünde bir grup sapık ruhlu, ne bok yediğini bilmeyen ve insanlara at gibi davranmaktan,binmekten ve bunların kendilerine yapılmasından hoşlanan hatta bundan cinsel haz duyan ahraz ve muhteşem Birleşik Devletler vatandaşalrının karıştığı bi cinayetti anlatıyodu süpersonik detektiflerimiz. Ama asıl mevzu yine sapıklar, cinayetler, kemikler, atlar yada süpersoniklik değil. Hatunun biri -at sevicilerden- diyalog içersinde " Özür dilerim sadece bir cümledir." dedi. Ve ilahi bir ironide James kulağıma Unforgiven III'yi söylüyordu. Ve benim paranoyak ve bundan ötesine pek fazla çalışmayan beyin kıvrımlarım düşünmemi emrettti. "Yanlışlıkla adam ölüyo." diyen insanların dünyasında "Özür dilerim"in cidden bi cümleden öteye gitmeğini farkettim emir komuta zincirinin sonucunda. Birinden özür dilemenin ne kadar basit olduğunu ve bunu vicdanımızı rahatlatmak için değil de kendi çıkarlamız ve korktuğumuz için söyledğimizi farkettim. Peki bizim bu noktada kendimize duyduğumuz saygı ne alemde?
Sizi bilmem ama ben kendimden hiç özür dilemedim. Ve şu anda acayip kızgınım kendime. Tarif edemem. Neden görmezden geliyorum ki kendimi? Hep başkalrından özür diledim.Mesela eski kız arkadaşımdan. Hemde neler için. Söylesem insan içine çıkılcak seyler değil.Ama şunu anladım. Bu özürler hep bişeyleri elde etmek ve elde tutmak için. Kaybetme korkusundan. Aşkın çikolatamsı tadından ne biliyim işte. Ama zayıflıktan o bi gerçek.
Geçenlerde yolda yürürken bi velet bana çarptı ve elimde baya bi ağırlık vardı. ( Len elimde ağırlık vardı ne demek dambıllan mı dolaşıyosun sokakta. Saçmalık işte.)Ben bunun için özür beklerim arkadaş. Şarjın bitmiş diye değil yada başka birinin kendi salaklığından, edepsizliğen dolayı hata yaptığı için değil. İnsanların bizi affetmesini beklemek yada insanları affetmeyi istemek ne kadar aciz. Ego tatmininden yada zayıf karakterlilikten öteye geçmeyen bi hatalar silsilesi dimi? Kendimize başkalarına gösterdiğimiz arzuyu, vicdan muhasebesini ve korkuyu kendimize neden göstermiyoruz? O zaman ne yapıcaz? Kendimizden özür dilemeyi örenecez.
Ama işte tam da bu noktada devreye bi ikilem giriyo şarkıdan kaynaklı. Kendimizden niye özür dilemiyoruz diyipte bencil olup ve başkalarının bizi affetmesini beklemenin acizlik olduğunu söyleyipte gurur yaptıktan sonra aklıma insanın kendi kendine özür dilemesinin ne kadar manyakça bi fikir olduğunun bu kadar uzun bi cümleden sonra farkına varıyorum ve kendimin şefkate ihtiyacı olduğunu anlıyorum. Buna çok üzüldüm. Gerekeni yapıcam. Neyse biz konumuza dönelim. Söyle bişey olabilir mi allah aşkına: Ben "Ya ayağmı kırdığım için özür dilerim" diyorum kendime. Bende özür dileyen kendime" Ne demek olur öle şey." diyorum. Ya şimdi böyle ruh hastalığı olur mu? Kendi kendine konuşana halk arasında "deli", tıpta da "şizofren" denir. Böyle bişey olur mu ya.
O zaman ne yapıcaz? Çok basit. Hiçbirşey. Ben sadece fikrimi söyledim. Anlayana caz anlamayana duvul zurna saz. Bu deyim de böylemiydi emin değilim. Hiçte umrunda değil. Ne halt yerseniz yiyin banane. Bana da bi daha yazı yazdırmayın.
Adios amigos!